Rosalind Franklin Kimdir? Hayatı ve Keşfi
Bu yazının içinde neler var?
Rosalind Franklin'in Hayatı, DNA Yapısının Keşfindeki Rolü ve Biyoenerji Alanına Etkileri
Yaşarken değeri bilinmeyen tanımlaması çoğunlukla sanatçılar için kullanılsa da bilim insanları için kullanılabileceği durumlar da azımsanmayacak kadar çoktur. Çalışmalarının değeri ve bilim dünyasına olan katkısı hayatını kaybetmesinin üzerinden yıllar geçtikten sonra ortaya çıkan Rosalind Franklin de tam olarak bu tanımlamaya uyan isimlerdendir.
Gelin, DNA yapısının keşfinde önemli bir role sahip olan Rosalind Franklin kimdir sorusuna yanıt bulurken çalışmalarına da yakından bakalım.
Rosalind Franklin Hayatı Kısaca: Bilimde Bir Öncü
İngiliz kimyager ve X ışını kristalografçısı Rosalind Elsie Franklin, 25 Temmuz 1920 yılında varlıklı bir ailenin kızı olarak dünyaya geldi. DNA, RNA, virüsler, kömür ve grafit üzerine gerçekleştirdiği çalışmalar bugün onu bilim tarihinin önemli figürlerinden biri haline getirmiştir. Ancak 1958 yılında henüz 37 yaşındayken vefat eden Rosalind Franklin’in başarıları o hayattayken karşılaştığı haksızlıklar sonucu görmezden gelinmiştir.
Varlıklı ve eğitimli bir aileden gelen Rosalind Franklin bilim alanında kariyer yapmak istemesine rağmen yaşadığı dönemde bunu gerçekleştirmek oldukça zordu. Kızlara fizik ve kimya öğreten sayılı kurumdan biri olan St. Paul’s Girls’ School’da aldığı eğitimin ardından 1938’de Cambridge Üniversitesi’ndeki Newnham College’da eğitimine devam etti. 1941 yılında buradan doğa bilimleri alanında lisans derecesiyle mezun olan Franklin, Cambridge Üniversitesi Fiziksel Kimya Kürsüsü Başkanı Ronald George Wreyford Norrish’in yanında fiziksel kimya doktorasına başladı. Norrish’in Franklin’in çalışmalarına karşı kayıtsız kalması, İkinci Dünya Savaşı’nın seyrinin değişmesi Franklin’i hayatının başka bir evresine taşıdı.
1942 yılında İngiliz Kömür Kullanım Araştırmaları Derneği (BCURA) bünyesinde kömür ve karbonun fizikokimyası üzerine araştırmalar yapan Rosalind Franklin, aynı zamanda Londra hava saldırısı muhafızı olarak da görev yaptı. BCURA bünyesinde yürüttüğü çalışmalar 1945 yılında Cambridge’den doktora derecesi almasına yardımcı oldu. 1947 ve 1950 yılları arasında ise Rosalind Franklin, Paris’te bulunan Devlet Kimya Laboratuvarı’nda X-ışını kırınımı üzerine çalıştı. Burada edindiği bilgi birikimi ise Rosalind Franklin’in tarihe geçmesine neden olacak çalışmalarının temelini oluşturdu.
1951 yılında Londra’da bulunan King’s College’dan aldığı araştırma bursu teklifini kabul ederek çalışmalarına burada devam etmeyi seçti. Burada X-ışını kristalografisi üzerine çalışması istenen Franklin, o göreve başladıktan sonra bölüme geri dönen Maurice Wilkins ile bir türlü tam olarak anlaşamadı. Öğrencisi Raymond Gosling ile çalışmalarına devam eden Franklin, kristalleşmiş DNA liflerini görüntülemeyi başarır. Fotoğraf 51 olarak adlandırılan bu çalışması DNA’nın yapısının ortaya konulmasında büyük rol oynasa da Franklin bundan pay alamaz. Rosalind Franklin ile aynı dönemde Watson ve Crick, Cavendish Laboratuvarı’nda DNA yapısı üzerine çalışmalar yürütüyordu. Ancak onları sonuca ulaştıran Wilkins’in Franklin’den izinsiz olarak fotoğraf 51 ve Franklin’in çalışmalarını onlara göstermesi olur. Watson ve Crick’in DNA için oluşturduğu 3 boyutlu yapı teorisini doğrulayan bu adım ekibi başarıya ulaştırır. Franklin ise 1953 yılında Cambridge’den ayrılarak çalışmalarına Birkbeck Laboratuvarı’nda devam eder. 1958 yılında ise kanserden hayatını kaybeder.
Rosalind Franklin tarafından gerçekleştirilen çalışmalar ve fotoğraf 51 ise James Watson, Francis Crick ve Maurice Wilkins’in 1962’de Nobel Ödülü’ne layık görülmelerini sağlar. Bu başarılarında büyük rol oynamış olan Rosalind Franklin’in adını ise uzun süre anmamışlar ve katkılarını göz ardı etmişlerdir.

Rosalind Franklin Neyi Buldu? DNA'nın X-Işını Kristalografisi
Rosalind Franklin, genç yaşta vefat etmiş olmasına rağmen geride bıraktığı bilim dünyasına ışık tutan çalışmalarıyla tanınır. Yaşamı sırasında çalışmaları ve katkıları değer görmemiş olsa da bugün bilim dünyasında “DNA’nın gizli kahramanı” olarak anılır. Onun bugün bu unvanı elde etmesini sağlayan ise X-ışını kristalografisi ile DNA’nın 3 boyutlu yapısını ortaya koyan fotoğraf 51 adlı çalışmasıydı. Gizli kahraman olarak anılmasının ardında yatan sebep ise çalışmalarını kendisinden izinsiz olarak ele geçiren ve bu çalışmaları temel alarak Nobel Ödülü dahi almayı başaran bilim insanları tarafından hiçbir zaman adının anılmamış olmasıdır.
Rosalind Franklin'in DNA Yapısının Keşfindeki Rolü
1900’lü yıllar DNA’nın varlığı bilim dünyası tarafından bilinse de yapısı adeta birçok bilim insanının keşfetmek için birbiriyle yarıştığı bir gizemdi. Böyle bir ortamda Rosalind Franklin ve çalışma arkadaşı Raymond Gosling, DNA’nın X-ışını kırınım görüntüsünü yakalamayı başardı. İkilinin 1952 tarihli bu çalışması DNA’nın çift sarmallı moleküler modelini açıkça ortaya koyuyordu. James D. Watson ve Francis Crick ise 1953 yılında Franklin ve Gosling’in çalışmasını da temel alarak DNA’nın bugün kabul görmüş olan yapısını ortaya koydu.
X-Işını Kristalografisi ve "Fotoğraf 51"in Önemi
Kristallerin atomik ve moleküler yapısını incelemek için kullanılan X-ışını kristalografisi birçok bilimsel keşfin gerçekleştirilmesini sağlamıştır. X-ışını kristalografisi, kristalleşmiş durumdaki atomlara yönlendirilen X-ışınlarının kırınımı neticesinde görüntü elde edilmesine dayanır. Rosalind Franklin’in uzmanlık sahibi olduğu X-ışını kristalografisi sayesinde DNA’nın yapısını dönemi için oldukça ayrıntılı bir şekilde görüntülemeyi başardı. Fotoğraf 51 olarak adlandırılan bu çalışması DNA’nın B formunun yapısını ortaya koyuyordu. Kimilerine göre Franklin, A formunun kırınım desenini çözmeye odaklandığı için çalışmasının değerini anlayamamıştı. Kimilerine göre ise çalışması kendisinden izinsiz olarak James Watson ve Francis Crick’in eline geçti ve Rosalind’in başarısı yok sayıldı.
DNA Yapısının Keşfinde Rosalind Franklin’in Rolü
1953 yılında Watson ve Crick tarafından yayımlanan DNA modeli, büyük ölçüde Franklin’in deneysel verilerine dayanmaktadır. Ancak 1962’de verilen Nobel Ödülü yalnızca Watson, Crick ve Maurice Wilkins’e verilmiş; Rosalind Franklin’in adı resmi olarak anılmamıştır. Bunun en önemli nedeni, Nobel Ödülleri’nin vefat etmiş kişilere verilmemesidir. Ancak bilim dünyasında Franklin’in katkılarının göz ardı edildiği konusunda genel bir fikir birliği vardır.
Rosalind Franklin'in Diğer Bilimsel Çalışmaları
Rosalind Franklin çoğu zaman DNA’nın yapısını net bir şekilde görüntülemeyi başardığı çalışmasıyla anılsa da birçok farklı bilimsel çalışmaya da imza atmıştır. Franklin yalnızca DNA çalışmalarıyla değil;
- Kömür ve grafit yapıları,
- Tütün mozaik virüsü,
- RNA'nın moleküler yapısı üzerine yaptığı araştırmalarla da bilime katkı sağlamıştır.
Kömür üzerine yürüttüğü çalışmalar neticesinde karbonların grafit yapılarına dair birçok gizemi açığa çıkardı. Onun bu çalışmaları ilerleyen yıllarda kok kömür endüstrisinde ve atom teknolojisinin gelişmesinde hatrı sayılır katkılar sundu.
DNA’nın yapısına dair yürüttüğü çalışmalar Rosalind Franklin’i bu alana daha da yaklaştırdı. 1953 yılından ölümüne kadar Londra’da bulunan Birkbeck College Kristalografi Laboratuvarı’nda kömürler ve DNA üzerindeki çalışmalarını neticeye ulaştırdı. Aynı zamanda tütün mozaik virüsünün moleküler yapısı üzerine çalıştı. Virüsün RNA’sına dair keşifleri ise Rosalind Franklin’in son çalışmaları olarak tarihe geçti.
DNA'nın Yapısı ve Biyomoleküler Enerji Sistemleri
En basit haliyle DNA, genetik bilgiyi taşıyan bir biyomolekül olarak tanımlanabilir. Protein sentezi ve genetik bilginin saklanıp çoğaltılmasına dair tüm bilgiler DNA’da saklanır. Hücrelerin biyolojik süreçleri ise DNA’da var olan bilgiye göre gerçekleştirilir. Söz konusu bu süreçlerin gerçekleşebilmesi için ise enerjiye ihtiyaç duyulur. İşte tam bu noktada da DNA’nın yapısı ile biyomoleküler enerji sisteminin ilişkisine değinmek gerekir. Söz konusu biyomoleküler enerji olduğunda birçok insan bir başka kavram olan biyoenerji ile karıştırır. Ancak her iki kavram da birbirinden oldukça farklı anlamlara sahiptir. Bu nokta da dilerseniz “Biyoenerji Nedir?” içeriğini inceleyerek daha detaylı bilgi sahibi olabilirsiniz. Hücrelerin enerji ihtiyaçlarını karşılayan metabolizma sistemi, DNA’da yer alan genetik bilgi aracılığıyla çalışır. Canlı organizmanın hayatına devam edebilmesi için DNA ve biyomoleküler enerji sisteminin uyumlu bir şekilde çalışması gerekir. DNA ve biyomoleküler enerji sistemlerine dair tüm bilinenler ise Rosalind Franklin ve diğer bilim insanlarının DNA üzerine gerçekleştirdiği çalışmalar temel alınarak ortaya çıkmıştır.

Bilimden Günlük Hayata Uzanan Bir Miras
Rosalind Franklin’in hikâyesi, bilginin zaman içinde nasıl değer kazandığını ve bilimin günlük hayatın temel taşlarından biri haline geldiğini gösteriyor. Bugün genetikten sağlığa, teknolojiden enerji kullanımına kadar pek çok alanda faydalandığımız bilgiler, yıllar önce yapılan bu titiz bilimsel çalışmaların sonucunda ortaya çıkıyor.
Aydem Perakende olarak; bilimin rehberliğinde şekillenen bu bilgi birikiminin, enerjinin doğru, anlaşılır ve güvenli biçimde tüketicilere sunulmasında önemli bir rol oynadığına inanıyoruz.
Bilim tarihine yön veren isimlerin ilham verici hikâyelerini ve bilginin günlük yaşamdaki karşılığını ele alan diğer içeriklerimize Tarih ve Bilim İnsanları Blog Sayfamızdan ulaşabilirsiniz.
Başvuru Sorgula
Tesisat Numarası Sorgula
Yorum Yap